Teknoloji Ekosisteminde Öğretmenlik: Evrilen Roller, Genişleyen Sorumluluklar
İndir
Özet
Eğitim, insanlık tarihinin en köklü ama aynı zamanda en canlı toplumsal kurumlarından biridir. Yüzyıllar boyunca toplumlar değişmiş, bilgi üretme ve paylaşma biçimleri dönüşmüş, teknolojiler baş döndürücü bir hızla gelişmiştir. Ancak bu değişimin tam merkezinde, her dönemde ve her koşulda varlığını sürdüren bir aktör olmuştur: öğretmen. Öğretmenin öğrenme sürecindeki belirleyici rolü hiçbir zaman ortadan kalkmamış; aksine her yeni teknolojik gelişme, öğretmenliğin anlamını yeniden düşünmeyi zorunlu kılmıştır. Öğretmenlik mesleği, bu dönüşümlerle birlikte yalnızca ayakta kalmamış; yeni roller ve genişleyen sorumluluklarla günden güne güçlenmiştir.
Kitapta öğretmenlik; kara tahta ve kitabın temel araçlar olduğu dönemlerden başlayarak radyo yayınları, eğitim filmleri ve televizyonla genişleyen öğretim ortamlarına; bilgisayar destekli öğretimden internet, mobil öğrenme ve bulut bilişime; pandemi sürecinde zorunlu olarak deneyimlenen uzaktan eğitim uygulamalarından öğrenme analitiği, adaptif sistemler ve yapay zekâ destekli öğretime uzanan geniş bir zaman dilimi içinde bütüncül bir yaklaşımla ele alınmıştır. Bu tarihsel çerçeve, öğretmenliğin teknoloji karşısında pasifleşmediğini; tam tersine her yenilikle birlikte yeniden tanımlanarak daha güçlü bir mesleki kimlik kazandığını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Bu kitabın iki temel amacı bulunmaktadır. Birincisi, öğretmenlik mesleğini yalnızca “bilgi aktarma” işleviyle sınırlandıran dar bakış açısını aşmaktır. İkincisi ise teknolojinin öğretmenlik mesleğini zamanla ortadan kaldıracağı yönündeki yaygın düşüncenin gereksizliğini göstermektir. Bu doğrultuda öğretmenin; bilgi aktarıcısı olmanın ötesinde materyal küratörü, görsel-işitsel süreç yöneticisi, öğrenme tasarımcısı, dijital rehber, veri yorumlayıcısı, öğrenme koçu ve etik pedagojik denetleyici gibi pek çok rolü tarihsel akış içinde ele alınmıştır. Kitabı dikkatle okuyanlar, teknolojinin öğretmenliği ortadan kaldırmak bir yana, onu daha da vazgeçilmez bir meslek hâline getirdiğini; her yeniliğin öğretmenin omuzlarına yeni ve anlamlı sorumluluklar yüklediğini açıkça göreceklerdir. Ayrıca öğretmenin, yıllar önce var olan “bilgi aktarıcısı” olma sınırlarını aştığını; pedagojik, psikolojik, etik ve kültürel boyutları aynı anda yöneten çok yönlü bir uzman hâline geldiğini de adım adım fark edeceklerdir.
Öğretmenliğin teknolojiyle birlikte geçirdiği dönüşüm süreci somutlaştırılırken örneklerin büyük bölümü, dil öğretimi alanından seçilmiştir. Çünkü dil öğretimi, doğası gereği etkileşim, geri bildirim, bağlam ve süreklilik gerektiren bir alandır ve teknolojik dönüşümlerden yoğun bir biçimde etkilenmektedir. Bu kitapta dil öğretmenleri, teknolojiyle birlikte iletişimsel öğrenme mimarları, kültürlerarası arabulucular ve kişiselleştirilmiş öğrenme rehberleri olarak ele alınmıştır. Yapay zekâ ve adaptif öğrenme çağında dahi dil öğretmeninin rolünün ortadan kalkmadığı; aksine daha derin bir pedagojik sorumluluk ve güçlü bir etik bilinç gerektirdiği özellikle vurgulanmıştır.
Kitabın son bölümü, öğretmenliğin geleceğine ilişkin öngörülere ayrılmıştır. Bu yönüyle eser, “öğretmenliğin sonu” söylemlerine karşı bilimsel ve pedagojik temellere dayanan güçlü bir duruşa sahiptir.
