Ukrayna Sonrası Stratejik Özerklik ve Avrupa Parlamentosu
Şu kitabın bölümü:
Kılınç Pala,
P.
B.
(ed.)
2026.
Uluslararası İlişkiler Perspektifinden Enerji, Göç ve Siyaset.
Özet
Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden itibaren Avrupa Birliği'nin (AB) dış politika ve güvenlik alanında stratejik özerklik hedefi hız kazandı. Bu durum AB'yi daha iddialı bir jeopolitik oyuncu haline getirdi. Mevcut tartışmalar ağırlıklı olarak Birliğin dış politikadaki eylem kapasitesine odaklanırken, stratejik özerklik hedeflerine ulaşma yolunun kurumsal sonuçlarına, özellikle de Avrupa Parlamentosu ‘na (AP) yapılan vurgu eksik kalmıştır. Bu makale, Ukrayna'dan sonra AB'nin stratejik özerkliğinin, Parlamentonun farklı politika alanlarındaki işleyişini nasıl etkilediğini inceler. Kurumsal bir analiz şeması kullanan bu çalışma, Şubat 2022'den sonra hayata geçirilen savunma ve dış politika araçları, enerji güvenliği, mali tedbirler ve genişleme kararlarında AP'nin rolünü ele alır ve parlamenter etkinin hem farklılaşmış hem de koşullu olduğunu savunur. Günümüze dek, karar alma yetkisinin hükümetlerarası düzlemde kaldığı veya bütçe dışı araçlarla (Stratejik Pusula ve Avrupa Barış Fonu gibi) yürütüldüğü sahalarda Parlamento, kurumsal olarak ikincil bir konumda kalmış; etkisini temel olarak müzakere ve siyasi meşruiyet sağlama rolleriyle sınırlandırmıştır. Öte yandan, REPowerEU ve Ukrayna Mekanizması gibi ulusüstü yasama ve bütçe süreçleri aracılığıyla stratejik özerklik uygulamaya konulması ile Parlamento, kurumların ve mekanizmaların oluşturulmasında önemli bir yere sahip olmuştur. Parlamento, hükümetlerarası alanlarda yapısal olarak kısıtlı kalmasına rağmen; yasama süreçlerine katılım, siyasi konumlandırma ve dış angajmanını genişleten parlamenter diplomasi yöntemleri aracılığıyla nüfuzunu sürdürmektedir. Çalışmada bu model, ‘koşullu güçlendirme (conditional empowerment)’ olarak tanımlanmakta olup, parlamenter etkinliğin artan ve genişleyen sınırlarının yalnızca krizin jeopolitik önemine değil, aynı zamanda politika üretim süreçlerinin kurumsal yönetim biçimine de bağlı olduğunu ifade eder. Çalışma, bu bulguları kriz yönetimi ve ‘yeni hükümetlerarasıcılık’ (new intergovernmentalism) üzerine geniş tartışmalar içine yerleştirerek, AB'nin gelişen jeopolitik rolünün demokratik boyutlarının anlaşılmasına katkı sunmayı hedefler.
