Sürdürülebilir Kent, Çevre ve Yerel Yönetimler Politikaları ve Uygulamaları
İndir
Özet
Kentler, insanlığın ekonomik, toplumsal ve kültürel birikiminin mekânsal yansımaları olduğu kadar, günümüzün en büyük çevresel ve yönetsel sınamalarının da merkezindedir. Bugün dünya nüfusunun yarısından fazlası kentlerde yaşıyor. 2050 yılına kadar tüm insanlığın üçte ikisi yani 6,5 milyar insan kentlerde yaşayacak. Nüfus artışı ve göçün artması sonucu kentlerin hızla büyümesi, özellikle gelişmekte olan ülkelerde mega kentlerin patlamasına yol açmış ve bu durum kentsel ve çevresel sorunları daha da arttırmıştır.
Sürdürülebilir kalkınma “Bugünün ihtiyaçlarının gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânlarından ödün vermeden karşılanması” şeklinde tanımlanabilir. Birleşmiş Milletler’in 25 Eylül 2015 tarihinde New York’ta düzenlenen Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde bir araya gelen ülke liderleri, 2030 yılına kadar gezegenin doğasını koruyarak, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını dikkate alarak, dünyada yoksulluğun tüm boyutlarıyla ortadan kaldırılması ve insanlığın ortak refahının sağlanması için 17 amaç ve 169 hedeften oluşan “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları”nı kabul etmişlerdir.
Bu amaçlar, “Binyıl Kalkınma Hedefleri” üzerine inşa edilmiş olup iklim değişikliği, ekonomik eşitsizlik, yenilikçilik, sürdürülebilir tüketim, barış ve adalet gibi konuları içerir. Amaçlar birbirine bağlıdır ve ortak sorunları ele almak, başarı için anahtardır. Sürdürülebilir Kalkınma amaçları, gelecek nesiller için yaşamı sürdürülebilir biçimde iyileştirmek amacıyla ortaklık ve pragmatizm ruhuyla hareket eder, ülkelerin kendi önceliklerine ve çevre sorunlarına uygun şekilde rehberlik sağlar.
Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (özellikle SKA 11: Sürdürülebilir Kentler ve Topluluklar) ve UN-Habitat’ın New Urban Agenda belgesi, kentlerin iklim kriziyle mücadelede, kapsayıcı kalkınmanın sağlanmasında ve çevresel adaletin tesisinde kilit bir rol üstlendiğini açıkça ortaya koymaktadır. International Plant Protection Convention (IPCC)’nin Altıncı Değerlendirme Raporu’nda da vurgulandığı üzere, iklim değişikliğinin etkileri en yoğun biçimde kentsel alanlarda hissedilmekte; bu durum yerel yönetimlerin uyum ve azaltım politikalarını bilimsel temellere dayandırmasını zorunlu kılmaktadır.
Yeşil sanayi, geri dönüşüm ve döngüsel ekonomi yaklaşımları, sürdürülebilir kentsel kalkınmanın ekonomik ayağını güçlendirmektedir. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve Dünya Bankası raporlarında belirtildiği gibi, atık yönetimi, geri dönüşüm altyapıları ve düşük karbonlu üretim süreçleri, hem istihdam yaratmakta hem de çevresel baskıları azaltmaktadır. Yeşil sanayi politikaları, yerel yönetimlerin öncülüğünde uygulandığında, kentleri yalnızca tüketim merkezleri olmaktan çıkarıp, yenilikçi ve dirençli üretim ekosistemlerine dönüştürme potansiyeline sahiptir.
Sürdürülebilir kent yaklaşımı, yalnızca enerji verimliliği ya da yeşil alan artışıyla sınırlı değildir; aynı zamanda kentsel-kırsal ilişkilerin yeniden düşünülmesini de gerektirir. Son yıllarda yabancı literatürde tartışılan “tarım kentleri” (agri-cities, urban agriculture systems), gıda güvenliği, karbon ayak izinin azaltılması ve yerel ekonomilerin güçlendirilmesi açısından stratejik bir model olarak öne çıkmaktadır. FAO ve OECD raporları, kent içi ve kent çevresi tarımsal üretimin, iklim değişikliğine dayanıklı yerel gıda sistemleri oluşturmadaki önemini vurgularken; Avrupa ve Kuzey Amerika’da yayımlanan çok sayıda akademik çalışma, tarım-kent bütünleşmesinin sosyal uyumu ve ekolojik dengeyi desteklediğini göstermektedir.
Son olarak, Dijital dönüşüm ise sürdürülebilir kent yönetiminin yeni bir boyutunu temsil etmektedir. Özellikle “dijital ikiz” (digital twin) modeli, kentsel altyapıların, ulaşım ağlarının, enerji ve su sistemlerinin gerçek zamanlı verilerle izlenmesine ve senaryo bazlı politika geliştirilmesine olanak tanımaktadır. Yabancı dilde yayımlanan mühendislik ve kent planlama literatürü, dijital ikizlerin afet risk yönetimi, iklim uyum stratejileri ve katılımcı yerel yönetim uygulamalarında etkin bir araç olduğunu ortaya koymaktadır. Bu teknolojiler, yerel yönetimlerin şeffaf, veriye dayalı ve aktif kararlar almasını mümkün kılmaktadır. Akıllı Kentler, Eko-kentler, Tarım Kentleri oluşturmak ve sürdürülebilir kılmak için yeni politikalara ve dijital uygulamalara ihtiyaç vardır.
Bu çerçevede elinizdeki kitap, sürdürülebilir kent, çevre ve yerel yönetim politikalarını; yeşil sanayi-geri dönüşüm, iklim değişikliği, tarım kentleri, dijital ikiz modelleri ekseninde bütüncül bir bakış açısıyla ele almayı amaçlamakta; uluslararası literatür ve Birleşmiş Milletler kaynakları ışığında yerel düzeyde uygulanabilir politika ve pratiklere katkı sunmayı hedeflemektedir.
Kitabımız dokuz bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; Bilge VİLLİ ve A. Selçuk KÖYLÜOĞLU,“Examining Corporate Sustainability Strategies for Reducing Plastic Consumption in Companies in the BIST Sustainability 25 Index from a Marketing Perspective” başlıklı çalışması ile plastik kirliliğinin firmaların operasyonel atık yönetiminin ötesine geçerek stratejik ve kurumsallaşmış sürdürülebilirlik yaklaşımlarına yönelmesini gerektiren kritik bir küresel çevre sorunu haline geldiğini belirterek, BIST Sürdürülebilirlik 25 Endeksi’nde yer alan finans, enerji, perakende, gıda ve içecek, havacılık, otomotiv ve imalat dahil olmak üzere çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren büyük ölçekli şirketin 2023-2024 Sürdürülebilirlik Raporlarını, Entegre Yıllık Raporlarını ve Türk Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarına uygun raporlarını nitel içerik analizi ile değerlendirmiştir. Kurumsal plastik politikalarının, plastik azaltma, döngüsellik ve geri dönüşüm ile yönetişim ve şeffaflık stratejik eksenleri etrafında yapılandırıldığını ortaya koymuştur. Türkiye'deki plastik azaltma stratejilerinin, aynı anda çevresel sürdürülebilirliği, kurumsal itibarı ve pazarlama performansını destekleyen çok boyutlu değer yaratma araçlarına dönüştüğü sonucuna ulaşmıştır.
İkinci bölümde; Hale GİRŞEN ve Şermin ATAK ÇOBANOĞLU, “Sürdürülebilir Kalkınma Politikaları ve Avrupa Yeşil Mutabakatı Bağlamında Organize Sanayi Bölgelerinin Yeşil Dönüşümü: Çanakkale Örneği” başlıklı çalışması ile Yeşil dönüşümü, ekonomik büyümeyi sürdürürken doğal sermayenin sürdürülebilir kullanımını, karbon emisyonlarının azaltılmasını ve döngüsel ekonominin yaygınlaştırılmasını amaçlayan bütüncül bir dönüşüm süreci olarak tanımlamıştır. Türk Organize Sanayi Bölgelerinde, Avrupa Yeşil Mutabakatının öngördüğü sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin karşılanması için Yeşil Sanayi Projesi’nin uygulamaya konulduğunu belirtmişlerdir. Projenin Organize Sanayi Bölgelerinde çevresel sürdürülebilirliği esas alan üretim modelinin yaygınlaşmasına öncülük ettiğini ve Türkiye’de sayısı 416’ya ulaşan Organize Sanayi Bölgelerinin 27 tanesinin “Yeşil Organize Sanayi Bölgesi Sertifikası” almaya hak kazandığını ayrıca belirtmişlerdir. Türkiye’nin orta ölçekli kentlerinden biri Çanakkale’de ise faaliyette olan 3 Organize Sanayi Bölgesi bulunmakla birlikte, Ezine Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesinin yeşil dönüşüm hedefine sahip olduğu bu çalışmada tespit edilmiştir.
Üçüncü bölümde; Murat KÜÇÜKŞEN, “Sürdürülebilirlik ve Kentsel Tarım” başlıklı çalışması ile sürdürülebilirlik yaklaşımı kapsamında özellikle kentsel tarım stratejileri ve uygulamalarının, çevresel, ekonomik, sosyal yönden sürdürülebilirliği desteklediğini belirtmiştir. Bu bölümde, sürdürülebilirlik doğrultusunda kentsel tarıma odaklanmış ve faydalarını ortaya koymuştur.
Dördüncü bölümde; Ceyda KÜKRER MUTLU, “Regional Climate Dynamics and Agricultural Vulnerability in California: A Multi-County Analysis of Long-Term Temperature and Precipitation Trends” başlıklı çalışması ile iklim değişikliğinin, su kaynaklarının ve iklim aşırılıklarının yüksek tarımsal üretim yapılan bölgelerde çevresel bir sorun haline geldiğini belirterek Kaliforniya’nın seçilmiş bölgelerindeki (Fresno, Kern, Kings, Madera, Sacramento, San Joaquin, Santa Barbara ve Santa Cruz) mevcut olan yıllık iklim verilerine göre, sıcaklık ve yağışın zamansal eğilimlerinin genel bir analizini yapmıştır. Bölgesel iklim değişikliği eğilimlerinin tarım sistemlerini, su kaynaklarının mevcudiyetini ve uzun vadeli dayanıklılığı nasıl etkileyebileceğini belirtmiştir. Kaliforniya genelinde artan sıcaklık aşırılıklarının, azalan kar örtüsü ve artan yıllık yağış değişkenliğinin bir araya geldiğinde, ürün yetiştirmeyi, sulama ihtiyaçlarını ve yeraltı suyu kaynak kapasitelerini zorladığını ortaya koymuştur. Artan iklim istikrarsızlığının sonucunda iklim değişikliklerden kaynaklanan sorunlar nedeni ile tarımsal planlamanın gerekliliğini belirterek, su kullanımı, ürün seçimi ve bölgesel yönetim yaklaşımlarının önemini vurgulamıştır.
Beşinci bölümde; Orhan ŞAHİN, “Dijitalleşme ve Sürdürülebilirliğin Kesişiminde Kentler: İkiz Geçiş Yaklaşımı” başlıklı çalışmasında dijitalleşme ile yeşil ve sürdürülebilir dönüşümün birlikte ele alınmasını savunan ikiz geçiş yaklaşımını, sürdürülebilir kentler ve yerel yönetimler bağlamında incelemiştir. İkiz geçişin yerel yönetimler açısından politika ve uygulama boyutu üzerine yoğunlaşarak, stratejik ve politik sahiplenme, kurumsal kapasite, yönetişim yapıları, üniversite–sanayi–kamu iş birliği, finansman mekanizmaları ve karşılaşılabilecek riskleri incelemiştir. İkiz geçişin sürdürülebilir kentler için yalnızca teknolojik bir dönüşüm değil; yönetişim, kurumsal öğrenme ve politika uyumu gerektiren bütüncül bir süreç olduğunu ortaya koymuştur.
Altıncı bölümde; Bülent BAYRAK, “Sürdürülebilirlik Çerçevesinde Kentsel Güvenlik Sorunlarının Çözümünde Dijital İkiz” başlıklı çalışması ile gelişen teknolojinin son yeniliklerinden olan dijital ikiz uygulamasının, sürdürülebilirlik anlayışıyla şekillenen kentlerdeki güvenliği kontrol etmeye yönelik çalışmalarda kullanılabilirliğini değerlendirmiştir. Sürdürülebilirlik anlayışını benimseyen akıllı kentlerdeki güvenlik uygulamalarının dijital ikiz uygulamalarıyla uyumlu hâle getirilmesinin ne gibi olumlu katkılar sunabileceğini vurgulayan öneriler sunmuştur. Dijital ikiz uygulamalarının akıllı kentleşmenin güvenlik uygulamalarına nasıl uyumlu hale getirilebileceğini ve teknolojinin güvenliği sağlamada ne düzeyde etkili olabileceğini ortaya koymuştur.
Yedinci bölümde; Eray AKTEPE, “Ulus Devletten Kente Dijital İkizler: Egemenlik, Yönetişim ve Sanal Mekânın İnşası” başlıklı çalışması ile dijital ikizlerin küresel, ulusal ve kentsel düzeylerde nasıl farklı işlevler üstlendiğini, bu süreçte egemenlik, yönetişim ve mekânsal adalet kavramlarını nasıl yeniden tanımladığını ortaya koymuştur. Nitel literatür taraması yöntemiyle Destination Earth, Digital Tuvalu, Grenada, Bologna, Kaunas ve Vizzio Digital Singapore gibi örnekleri karşılaştırmalı biçimde analiz etmiştir. Dijital ikizlerin farklı coğrafi bağlamlarda benzer amaçlara (sürdürülebilirlik, dayanıklılık, katılım) hizmet ettiğini, ancak kurumsal yapı ve toplumsal katılım düzeylerine göre farklı yönetişim pratikleri oluşturduğunu göstermiştir. Dijital ikizlerin teknoloji–kent–toplum ilişkisini yeniden tanımlayan, çok ölçekli bir dijital yönetişim ekosistemi yarattığını öne sürerek literatüre kavramsal ve metodolojik düzeyde özgün bir katkı sunmuştur.
Sekizinci bölümde; Gülseren GÜNAYDIN, “Türkiye Sığınak Yönetmeliği’nin İçerik Çözümlemesi” başlıklı çalışması ile teknolojik ilerlemeler ve enerji savaşları nedeniyle dünya üzerinde afet olaylarının yaygınlaştığını, hatta KBRN (kimyasal, biyolojik, radyasyon, nükleer) silahların kullanıldığını belirterek, Türkiye kentlerinde sığınak yapıların inşası ve kapasite arttırımının sağlanmasının önemine vurgu yapmıştır. Bu nedenle, Sığınak Yönetmeliği ve Sığınak Yönetmeliğinde 2025 yılında yapılan değişikliklerin içerik çözümlemesi yaparak Türkiye’deki yasal ve yönetsel durumu değerlendirmiştir.
Dokuzuncu bölümde; Serkan SAATCİ, “Büyükşehir Belediyelerince Sunulan Yerel Hizmetlerin Kamu Denetçiliği Kurumu Kararlarına Göre Değerlendirilmesi” başlıklı çalışması ile Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK)’nın Kararlar Bilgi Bankası verilerinden “Mahalli İdarelerce Yürütülen Hizmetler” başlığı altında yer alan Büyükşehir Belediyeleri hizmetleri hakkındaki şikayetlerle ilgili verilen 185 kararı döküman analizi yöntemiyle çözümlemiştir. Büyükşehir belediyeleri hakkında yapılan şikâyetlerin en çok ulaşım, su ve kanalizasyon, imar ve mülkiyet, çevre yönetimi, ticari ruhsatlandırma ve sosyal hizmetler alanlarında yoğunlaştığını ortaya koymuştur. Belediyelerin hizmet sunum süreçlerinde mevzuat uygulamaları ile vatandaş beklentileri arasında belirgin bir uyumsuzluk bulunduğunu ve ombudsman kararlarının bağlayıcı olmamasına rağmen idarenin şeffaflık, hesap verebilirlik, katılımcılık ve insan hakları temelli kamu hizmeti anlayışının güçlendirilmesine önemli katkılar sunduğu sonucuna ulaşmıştır.
