Rusya ve Uluslararası İnsan Hakları Hukuku: Normlar, İhlaller, Tepkiler
İndir
Özet
Bu kitap, güvenlik ve insan hakları kavramlarının uluslararası ilişkiler disiplininde geçirdiği dönüşümü, Rusya örneği üzerinden yeniden düşünme ihtiyacından doğmuştur. Soğuk Savaş sonrası dönemde güvenlik anlayışının askeri tehditler ve devlet merkezli yaklaşımlarla sınırlı kalamayacağı giderek daha görünür hâle gelmiş; bireylerin, toplumsal yapıların ve normatif değerlerin güvenliğin merkezine yerleştiği yeni bir tartışma alanı ortaya çıkmıştır. Buna karşın, son yıllarda yaşanan bölgesel çatışmalar, otoriterleşme eğilimleri ve uluslararası insan hakları mekanizmalarının aşınması, bu dönüşümün ne denli kırılgan olduğunu da açık biçimde göstermektedir. Bu çalışma, tam da bu kırılganlıkların kesişim noktasında konumlanmaktadır.
Rusya, tarihsel mirası, jeopolitik konumu ve siyasal yapısı nedeniyle güvenlik ve insan hakları tartışmalarının en çarpıcı örneklerinden birini sunmaktadır. Devlet egemenliği vurgusunun güçlü olduğu bir siyasal gelenekte, bireysel hakların korunması, uluslararası normlarla uyum ve güvenliğin insani boyutu sıklıkla ikincil plana itilmiştir. Buna ek olarak, dijitalleşme, gelir eşitsizliği ve bölgesel farklılıklar gibi yapısal dinamikler, güvenlik ve insan haklarının günlük yaşamda nasıl deneyimlendiğini daha da karmaşık hâle getirmiştir. Bu kitap, Rusya’yı yalnızca bir “ülke örneği” olarak değil; çağdaş uluslararası sistemin temel çelişkilerini görünür kılan bir analitik mercek olarak ele almaktadır.
Editör olarak bu çalışmayı bir araya getirirken temel amacım, güvenlik ve insan haklarını birbirinden kopuk iki alan olarak değil; karşılıklı etkileşim içinde, zaman zaman da gerilimli bir ilişki içinde ele alan bir perspektif sunmaktı. Bu nedenle kitapta, kavramsal ve teorik analizlerden başlayarak, dijital alan, sosyoekonomik eşitsizlikler, uluslararası hukuk mekanizmaları ve silahlı çatışmalar gibi farklı düzlemlerde üretilmiş çalışmalar bir araya getirilmiştir. Her bir bölüm, kendi içinde bağımsız bir katkı sunmakla birlikte, kitap bütününde güvenliğin askeri, hukuki, ekonomik ve insani boyutlarının birbirini nasıl tamamladığını ya da kimi zaman nasıl çeliştiğini ortaya koymaktadır.
Bu kitabın hazırlanma sürecinde özellikle disiplinlerarası bir yaklaşım benimsenmiştir. Uluslararası ilişkiler, uluslararası hukuk, siyaset bilimi ve sosyoloji literatürlerinden beslenen bölümler, güvenlik ve insan haklarının tek bir kuramsal çerçeveyle açıklanamayacağını açıkça göstermektedir. Aynı zamanda, Rusya bağlamında yapılan analizlerin yalnızca betimleyici değil; eleştirel ve sorgulayıcı bir bakış açısıyla ele alınmasına özen gösterilmiştir. Amaç, mevcut politikaları veya uluslararası tepkileri tekrar etmekten ziyade, bu süreçlerin ardındaki yapısal nedenleri ve uzun vadeli sonuçları tartışmaya açmaktır.
Bu eser, herhangi bir ideolojik savunma ya da karşıtlık üretme iddiası taşımamaktadır. Aksine, güvenlik ve insan hakları alanındaki tartışmaların çoğu zaman siyasal kutuplaşmaların gölgesinde kaldığı bir dönemde, akademik mesafeyi ve analitik açıklığı koruma çabasının bir ürünüdür. Kitabın temel varsayımı, güvenliğin kalıcı olabilmesinin, insan haklarının korunmasıyla doğrudan bağlantılı olduğudur. İnsan haklarını dışlayan veya onları ikincil gören güvenlik yaklaşımlarının, uzun vadede ne devletler ne de toplumlar için sürdürülebilir olmadığı düşüncesi, bu çalışmanın ortak zeminini oluşturmaktadır.
Bu kitap, başta uluslararası ilişkiler, güvenlik çalışmaları ve insan hakları alanında çalışan akademisyenler olmak üzere; lisansüstü öğrenciler, araştırmacılar ve politika yapım süreçlerini eleştirel biçimde takip etmek isteyen tüm okurlar için kaleme alınmıştır. Aynı zamanda, Rusya’yı yalnızca jeopolitik bir aktör olarak değil; toplumsal, hukuki ve insani boyutlarıyla anlamaya çalışan okuyucular için de bir başvuru kaynağı olmayı hedeflemektedir.
Son olarak, bu eserin ortaya çıkmasında katkı sunan tüm yazarlara, titiz akademik çalışmaları ve yapıcı iş birlikleri için içtenlikle teşekkür ederim. Her bir bölüm, güvenlik ve insan hakları literatürüne özgün bir perspektif kazandırmakta; kitabın bütününde ise bu katkılar, çağdaş uluslararası düzenin karşı karşıya olduğu temel sorunları daha net görmemize imkân tanımaktadır. Bu kitabın, güvenlik ve insan hakları arasındaki ilişkinin yeniden düşünülmesine ve daha insani, daha kapsayıcı bir güvenlik anlayışının tartışılmasına mütevazı da olsa bir katkı sunmasını diliyorum.
